Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Huzurevi Kampüsü-13 -Sonun Başlangıcı

  SONUN BAŞLANGICI Suzan ve Kumru alışveriş merkezindeki indirim günlerinde kendilerine uygun bir şey bulamamışlardı. Suzan telefoncuya gitti. Son model telefonlar çok pahalıydı, almaktan vazgeçti. Telefoncunun hacker diye hitap ettiği arkadaşı gelince Suzan kendini tutamadı “Çocuğum sizden bir ricam olacak. Bir arkadaşımız Fransa’ya gideceğini söylemişti, oradaki huzurevinin telefonunu bize bulabilir misiniz?” Kumru şaşırdı, Suzan ona beklemesini söyledi. Hacker çocuk kapüşonunu kafasına taktı “Teyze ne istiyorsun anlamadım.” Suzan sandalyeyi çekti oturdu, Kumru da karşısındaydı, lafı uzatmadan Liza’nın izini bulmalarını istedi. Cebinden biraz para çıkardı. Hacker güldü, telefoncu bilgisayarını uzattı “Teyzeleri mi kıracağız, çay içer miyiz?” Hacker hariç herkes çay içiyordu, Suzan, Liza’nın uçak bileti alıp almadığını da kontrol ettirmişti. Hiçbir kaydı yoktu. Suzan, Hacker’ın telefon numarasını aldı, bir gelişme var mı diye onu arayacaktı. Çıkarken onlara az da olsa para bırak...
En son yayınlar

Huzurevi Kampüsü-12 Laboratuvar

  LABORATUVAR Gece uzundu, Liza masada yatıyordu. Doktor J bir sağa bir sola yürüyordu. İlacın etkisini görmek istiyordu ancak kadın cevap vermiyordu. Fono’nun döpiyesli kızı kapıyı çalmadan içeri girdi. “Doktor Bey biz ne konuşmuştuk? Liza Hanım artık çalışma dışında.” Can odadan çıkmıştı belli ki kadının erkek kardeşini çağıracaktı çünkü tek o başa çıkabiliyordu. Doktor sakinliğini korudu, otuz saniye cevap vermedi. Kadın çok kızmıştı “Burada kafanıza göre insan öldüremezsiniz, bir anlaşmamız var. Bu insanlardan ben sorumluyum. Liza yarın Fransa’ya gidecek anlıyor musunuz?” Doktor kafasını salladı “İyi yolculuklar.” Kadın hızını alamamıştı, hastabakıcıları çağırdı Liza’yı odadan çıkardılar. Erkek kardeşi koşarak geldi “Ne oldu Doktor, Liza nasıl?” Kadın sinirlendi, ne olursa olsun doktorun önünde tartışmak istemiyordu “Dışarı gel” diye kardeşini çağırdı. Doktor bu taht kavgasından sıkılmıştı. Oyunu erkek kardeşten yana kullanmak istiyordu hem paragöz hem de kafası az çalışıyord...

Huzurevi Kampüsü-11 Daha Önce

  DAHA ÖNCE Abdi askerden döndükten sonra önce bir berberde sonra bir çiçekçide sonra da meyve-sebze halinde çalışmıştı. Hayata geliş amacını henüz çözemediği için babası ne derse onu yapıyordu, gönülsüzce. Bu sebeple her işte başarısız oluyordu. Berberde gür saçlı bir adamın kafasını sıfıra vurmuş, çiçekçide ise zararlı haşerelerden temizlemediği buketleri müşterilerin evine göndermişti. Suzan ile sözlendiğinde halde getir götür işi yapıyordu. Suzan’ın ailesi “Evin bereketli olur” diyerek onu Abdi’ye vermişlerdi. Suzan’a sorulmamıştı. Tam otuz beş sene evlenmekle ilgili bir adım atmadığı için onun artık seçme şansı yoktu. İkisi birkaç kez buluşmuştu. Suzan Abdi’nin uzun boylu ve zayıf olmasını beğenmişti, kendi ailesinde erkekler kısa boylu ve şişmandı. Suzan en azından çocuklarının uzun olma ihtimalini sevmişti. Kardeşleri “Nihayet bir koca buldun” bakışlarıyla onu baş göz etmişlerdi. Abdi, Suzan’ın dikiş dikerek evi geçindirmesine aklı yatmıştı, sıcak yemek, temiz çamaşır ve s...

Huzurevi Kampüsü-10 Gizli Yerler

  GİZLİ YERLER Yönetim katının bodrumuna girmek için şifreli üç kapıdan geçmek gerekiyordu. Sıkı güvenlik önlemleri altında tutulan mekân laboratuvardı. Son bir senedir ciddi çalışmalar yapılıyordu. Doktor J ölümsüzlüğün sırrını bulduğunu iddia ediyordu. Ancak bu çok masraflıydı ve ağzı sıkı bir ekip tarafından yapılması gerekiyordu. Ölmek üzere olan Huzurevi Kampüsü kurucusu Bay Fono, Doktor J ile tanışınca ona istediği tüm imkanları sağlayacağına söz vermişti. Bilime katkıda bulunacaktı ancak önce kendisini gençleştirmeliydi. Doktor kısa sürede başardı. Dahi adam yeryüzündeki her ülkeyi gezmiş ve ömrü uzatan temel maddeleri keşfetmişti. Bunlar; Piemonte bölgesinden iç hastalıkları iyileştiren şifalı su, Japonya sahillerinden cildi yenileyen yosun topu, Güney Afrika’dan kalbin işleyişini düzenleyen rooibos denilen kızıl çay, Hindistan’dan hastalıkları önleyen kudret narı, Kanada’dan böbrekleri temizleyen tarla atkuyruğuydu. Ek olarak kendisinin bile adını zaman zaman unuttuğu bi...

Huzurevi Kampüsü-9 Diğer Günler

  DİĞER GÜNLER Son günlerde yaşanan kayıplar Suzan’ı üzmüştü, her ne kadar yeni tanımış olsa da. Amacını hatırlaması gerekiyordu: Huzurevi Kampüsünün tadını çıkarmak! Liza gibi kaygısız olmak ömrünü uzatacaktı. Kitap kulübü toplantısına siyah giyerek gitti, Kara Kitap üzerine konuşacaklardı. Kütüphane bahçesinde oturan kitap kurtları beyaz giymişti. Suzan çirkin ördek yavrusu gibi aralarına katıldı. Orhan “Suzan Hanım ile geçen hafta kütüphanede karşılaştık. Ona bu hafta konuşacağımız Kara Kitap’ı okumasını önerdim.” Suzan ekibin onu hoş geldin diye karşılamasını beklerken beyaz saçlı bir kadın “Suzan Hanım niçin siyah giyindiniz?” diye sordu. Suzan’ın ağzından dökülüverdi “Siz niçin beyaz giyindiniz?” Kadın alaycı güldü “Biz ne giyeceğimizi bir hafta öncesinden konuşuruz, bu hafta beyaz giymeye…” Orhan lafı kadının ağzına tıkamıştı “Önemli değil, Suzan Hanım kitabı okudunuz mu?” Suzan başıyla onayladı. Kadın üstüne gitmeye kararlıydı “Anladınız mı?” Suzan bozuldu “Anlamayacak bi...

Huzurevi Kampüsü-8 Cuma

  CUMA Pamuk sürekli su içiyordu. Suzan erkenden ona taze süt getirmişti. Kapı çaldı, kediyi aceleyle banyoya kapattı. Rosa, Suzan’a dağ gezisine katılıp katılmayacağını sordu. Suzan amatörlerin de yürüyebileceği bir parkur olduğunu öğrenince hazırlanmaya başladı. Telefonlarda güzel görünmek için yapılan filtreler sanki banyodaki aynaya entegre edilmişti. Yüzü bebek gibiydi. Vücuduna baktı, selülitlerini göremedi. Bir haftada sağlıklı beslenip spor yaparak zoru başarmıştı. Suzan kendini oldukça dinç hissediyordu. Saçları için bir kuaföre gidecekti, acaba sarıya boyatsa nasıl olurdu? Koyu kumral çok sıradandı. Belki yeni moda uçlarını sarı yapardı. Bunu da defterine yazmalıydı. Giuseppe Tartini’nin E Minor keman konçertosu dağ yolunda ilerlerken aracın içinde yankılanıyordu. Hiç tatmadığı huzurun neşesiydi bu. Yıllarca dinlediği kalitesiz müzik onu nasıl da bayat ekmeğe çevirmişti. Vücuduyla birlikte ruhu da yenileniyordu. Battal Bey yanına oturmadı, en öndeki tekli koltuğa otur...