Ana içeriğe atla

Joy-David O. Russell


Joy, küçükken hayalperestliğiyle bilinen çocuktur. Üvey ablası Peggy'nin suratsızlığı, annesinin pembe dizi takıntısı, babasının sürekli evi terketmesi onun canını sıksa da yarattığı farklı dünyayı bozmak istemez. Hatta ailesini her türlü kusurlarına rağmen sevmeye devam eder. Bu sırada en büyük destekçisi büyükanne Mimi'dir. Ona hayallerinden vazgeçmemesini o ailenin kaderini değiştireceğini söyleyen Mimi, farkında olmadan Joy'a büyük bir azim vermiştir. 
Küçükken bir köpek tasması yaratır ve babası maliyetli olacak diye onun patentini almaz. Oysa bir başkası bulduğu tasmayla çoktan zengin olmuştur. Joy yine aklındakilere ulaşamaz, ailesi ona hep engel teşkil eder. Havalimanında çalışmakta olan Joy, 2 de çocuk sahibidir, boşandığı şarkıcı kocası ise hala evinin bodrumunda yaşar. Babası Rudy de geri gelince Joy para kazanacak bir iş bulmaya karar verir. Yani kendi işini yapacaktır.
Yeterli parası olmadığı için kendine yatırımcı bulmak zorundadır. Bu maddi desteği babasının zengin sevgilisini ikna ederek sağlar. Ve Joy kızının kağıtları ve kalemleriyle çizdiği pratik paspası hayata geçirmek üzeredir. Ve bu o göründüğü kadar kolay olmayacaktır. 
Joy borç harç imalathanesini kurar, iş sipariş almaya gelmiştir. Yine eski kocasının yardımıyla bir televizyon kanalına gider. Amacı orada paspasın tanıtımının yapılmasıdır. Şansı yaver gider ve kanalın yöneticisi Joy'a bir tanıtım sözü verir. Tüm aile nefesini tutar ve televizyondaki adamın paspaslarının reklamını yapmasını bekler. Ancak işler tersine döner, adamın elindeki paspas takılır ve hiç sipariş alamazlar. Joy batmıştır. 
Onun icadının üstüne konmaya çalışan uyanıklar, aile tarafından verilen yanlış kararlar, boşa ödediği paralar bir süre etrafında kara bulut gibi dolansa da Joy asla pes etmemeye kararlıdır.
Tüm mücadeleci kadınların izlemesi gereken bir film, iyi seyirler.))


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allacciate Le Cinture - Kemerlerinizi Bağlayın

Yönetmen Ferzan Özpetek'in son filmi "Kemerlerinizi Bağlayın" dün Türkiye'de vizyona girdi. Bu havada Ferzan filmi iyi gider diyerek arkadaşlarla bilet aldık. Koltuklarımıza kurulduktan sonra yağmurun sesiyle açılış sekansı başladı. Hareketli kamera şiddetle yağan sağnağı adeta bize yaşattı. Otobüs durağına varınca da bir tilt ile filmin başrol oyuncularıyla tanışmış olduk hemde bir ırkçı kavga sebebiyle. Güzel Elena, bir barda garson olarak çalışmaktadır, en yakın arkadaşı ise gay Fabio'dur. Fabio ise Silvia ile oturmaktadır. Akşamları eve gelmemesiyle bir sevgili edindiği anlaşılan Silvia, çareyi arkadaşlarıyla Antonio'yu tanıştırmakta bulur. Tamirci olan kaba davranışlı Antonio, Silvia'nın arkadaşları tarafından sevilmez. "Zıt kutuplar birbirini çeker" Antonio ve Elena birbirine aşık olur. Ancak Elena'nın iki senelik bir ilişkisi vardır ve maalesef! o da Silvia'ya aşıktır.  Bara gelen Antonio bir bardak birayı fondip yaptıkta...

Terminus'da Ne Var? "The Walking Dead"

Kim ölür kim kalır meselesi... İzlemeden okumayalım lüften. 4. Sezon 8. bölümün sonunda herkes hapishaneden dışarı savrulmuştu. Gözü dönmüş vali gidip bir kampı kendine göre düzenlemiş, görünürde bir aile bile kurmuştu. Ancak bu hayat onun için yeterli değildi. Kendi kendine hapishanedekileri (yani Rickleri) düşman edinmişti ve intikam almalıydı. Kamptakileri doldurup hapishaneye sürdü. Ve Hershel'in kafası gövdesinden ayrıldı... Sapkın vali bunu Michonne'nin kılıcıyla yaptı. Sonrasında karşılıklı bir saldırmaca sürdü. Otobüsle hapishaneden ayrılanlar ve bir sağa bir sola savrulanlar oldu. Ne hikmettir ki ilerleyen bölümlerde otobüsün en güvensiz yer olduğu anlaşıldı. 8. bölüm sonrasında "The Walking Dead" fanatikleri merakla bekledi. Kim nereye gitti, nasıl buluşacaklar? Rick ve Carl, Judith'i kaybetti ve bunu uzun bir süre üstlerinden atamadılar. Ağır yaralı olan Rick'i oğlu Carl gözetti. Bu süreçte babasıyla bazen monolog bazen de dial...

Gece Sahilde Tek Başına

Young Hee, Güney Kore'de ünlü bir aktristir. Yönetmenle yaşadığı bir ilişki sonucunda kalbi çok kırılır. Çünkü adam evlidir. Hamburg'a giden Young Hee, bir arkadaşının evinde kalır. Hem kalbinden aşkın izlerini silmeye çalışır hem de adamın gelip onu almasını bekler. Farklı bir ülkede her gün parkta yürüyüş yapar, yeni insanlarla tanışır ve biraz daha rahat davranmaya çalışır. Her ne kadar arkadaşı onun bir yemekte alkol alıp gevşemesinden hoşlanmasa da Young Hee o an canı ne isterse onu yapmaya kararlıdır. Ülkesine geri döndüğünde eski arkadaşlarını bulur ve onların değişimini gözlemler. Hala bekar olan erkekleri acımasızca eleştirir. Eski aşkının ne yaptığını merak etse de çok peşinde düşmez. Eninde sonunda hesaplaşacak kadar içinde biriktirdikleri vardır. Young Hee sadece sevilmek istediğini anlamıştır. O yüzden çevresindekilerle bu konuda rahatça tartışır. Arkadaşların onun zor zamanlarına destek olmak için seslerini çıkarmazlar. Young Hee sahilde uyuduğu bir gün es...