Ana içeriğe atla

Brooklyn


Eilis, İrlanda'da annesi ve kız kardeşiyle yaşar. Orada ne istediği işi bulabilmiş ne de beyaz atlı prens ile tanışabilmiştir. Çalıştığı fırındaki kadının tutumu ve çevresindekilerin gelenekselci yaklaşımı onu doğduğu yerden soğutmuştur. Eilis, nasıl olsa annesine bakacak olan biri var diye evden ayrılmaya karar verir. 
Pederin de yardımıyla Amerika biletini alır. Orada kalacak yeri ve işi hazırdır. Hepsi Brooklyn'dedir. Makyaj malzemeleri satan büyük bir mağazada satış sorumlusu olarak işe başlar. Vatan hasreti çektiği için suratı biraz asıktır. İşverenin ve pederin yardımıyla bunun üstesinden gelmeye çalışsa da karşısına çıkan İtalyan bir erkek onu mutlu edecektir. Kaldığı pansiyondaki kızlarla kilisenin düzenlediği bir eğlenceye katılır. Tony ile dans eden Eilis günden güne onunla yakınlaşır.
Haftanın bazı akşamları gideceği muhasebe okuluna başlar. İş hayatında daha bir girişken olmuştur. Ayrıca sevgilisinin olması arkadaşlarının gözünde yükselmesini sağlar. Zaman su gibi akıp geçer. Tony, evlenince yaşayacakları evi inşa etme niyetine girmiştir ve ikisi Eilis İrlanda'ya gitmeden önce gizlice evlenirler.
Ani bir telefon gelir. Eilis'in kız kardeşi hayatını kaybetmiştir. Cenaze onsuz gömülecektir yine de Eilis annesinin yanında bir süre kalmak için İrlanda'ya geri döner. İlk zamanlar özlediği memleketi gözüne güzel gelir. Onunla ilgilenen zengin Jim ile yakınlaşmaya başlar. Ve ablasının çalıştığı muhasebe işine girmiştir.
İki ayrı şehirde kendine iki ayrı hayat kurar. Annesi kızının güzel bir iş bulduğuna ve Jim ile evlenip hayatını kurtaracağını düşünürken Eilis oradan neden gittiğini anlar. Baskıcı tutumu ve Amerika'da özgür olduğunu hisseder. Ayrıca Tony'nin ona gönderdiği mektupları açıp okur. Hemen Amerika bileti alır. Ve kocasının karşısına çıkar. Eilis artık duygularından emindir ve ne yapmak istediğini bilmektedir.
Vatan hasreti gibi bir duyguyu izleyiciye çok güzel anlatan bir film. Süresi biraz gerekenden uzun gibi. Ayrıca zaman zaman Eilis'a kızıyoruz. Çünkü muhafazakar gibi görünüp bazı anlamsız hamleler yapıyor. Yine de bir genç kızın hayatında neyi, neden seçtiğini bize gösteriyor. İyi seyirler.))

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Terminus'da Ne Var? "The Walking Dead"

Kim ölür kim kalır meselesi... İzlemeden okumayalım lüften. 4. Sezon 8. bölümün sonunda herkes hapishaneden dışarı savrulmuştu. Gözü dönmüş vali gidip bir kampı kendine göre düzenlemiş, görünürde bir aile bile kurmuştu. Ancak bu hayat onun için yeterli değildi. Kendi kendine hapishanedekileri (yani Rickleri) düşman edinmişti ve intikam almalıydı. Kamptakileri doldurup hapishaneye sürdü. Ve Hershel'in kafası gövdesinden ayrıldı... Sapkın vali bunu Michonne'nin kılıcıyla yaptı. Sonrasında karşılıklı bir saldırmaca sürdü. Otobüsle hapishaneden ayrılanlar ve bir sağa bir sola savrulanlar oldu. Ne hikmettir ki ilerleyen bölümlerde otobüsün en güvensiz yer olduğu anlaşıldı. 8. bölüm sonrasında "The Walking Dead" fanatikleri merakla bekledi. Kim nereye gitti, nasıl buluşacaklar? Rick ve Carl, Judith'i kaybetti ve bunu uzun bir süre üstlerinden atamadılar. Ağır yaralı olan Rick'i oğlu Carl gözetti. Bu süreçte babasıyla bazen monolog bazen de dial...

contemporary

Benim Evim Senin Evin- Mübadele Tiyatrosu

Basında Biz 🤍 Mimesis Dergi -Evrensel Gazetesi- Tiyatro Dergisi   OYUNU YAZARKEN ÖNCESİ VE SONRASI  Nüfus Mübadelesi’nin üçüncü kuşak torunlarından biri olarak, bu oyunu yazmayı atalarıma olan bir borç olarak görüyorum. Doğduğunuz toprakları, yurdunuzu ve anılarınızı geride bırakmak çok zordur… En acı olan ise bu kararın başkaları tarafından verilmesi ve insanların buna mecbur bırakılmasıdır. Anneannemden dinlediğim hikâyeler ve okuduğum kitaplar ruhumu bambaşka yerlere taşıdı. Bu zorunlu göçün, onu yaşayan insanların üzerinde silinmez bir travma yarattığını ve bunun farkında olmadan sonraki kuşaklara aktarıldığını hissettim. Araştırmalarım sırasında duygusal olarak çok zor günler geçirdim; bu oyunu gözyaşları içinde yazdım. Ne yazık ki bugün bile bu oyuna dönüp yeniden okumak ve üzerinde çalışmak cesaret istiyor. Bazen kendimi buna yeterince güçlü hissetmiyorum. Dilerim tarih bir daha hiç kimseye böyle acılar yaşatmaz. Yaklaşık üç yıl boyunca, mübadele nedeniyle göç etm...