Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Huzurevi Kampüsü-11 Daha Önce

  DAHA ÖNCE Abdi askerden döndükten sonra önce bir berberde sonra bir çiçekçide sonra da meyve-sebze halinde çalışmıştı. Hayata geliş amacını henüz çözemediği için babası ne derse onu yapıyordu, gönülsüzce. Bu sebeple her işte başarısız oluyordu. Berberde gür saçlı bir adamın kafasını sıfıra vurmuş, çiçekçide ise zararlı haşerelerden temizlemediği buketleri müşterilerin evine göndermişti. Suzan ile sözlendiğinde halde getir götür işi yapıyordu. Suzan’ın ailesi “Evin bereketli olur” diyerek onu Abdi’ye vermişlerdi. Suzan’a sorulmamıştı. Tam otuz beş sene evlenmekle ilgili bir adım atmadığı için onun artık seçme şansı yoktu. İkisi birkaç kez buluşmuştu. Suzan Abdi’nin uzun boylu ve zayıf olmasını beğenmişti, kendi ailesinde erkekler kısa boylu ve şişmandı. Suzan en azından çocuklarının uzun olma ihtimalini sevmişti. Kardeşleri “Nihayet bir koca buldun” bakışlarıyla onu baş göz etmişlerdi. Abdi, Suzan’ın dikiş dikerek evi geçindirmesine aklı yatmıştı, sıcak yemek, temiz çamaşır ve s...

Huzurevi Kampüsü-10 Gizli Yerler

  GİZLİ YERLER Yönetim katının bodrumuna girmek için şifreli üç kapıdan geçmek gerekiyordu. Sıkı güvenlik önlemleri altında tutulan mekân laboratuvardı. Son bir senedir ciddi çalışmalar yapılıyordu. Doktor J ölümsüzlüğün sırrını bulduğunu iddia ediyordu. Ancak bu çok masraflıydı ve ağzı sıkı bir ekip tarafından yapılması gerekiyordu. Ölmek üzere olan Huzurevi Kampüsü kurucusu Bay Fono, Doktor J ile tanışınca ona istediği tüm imkanları sağlayacağına söz vermişti. Bilime katkıda bulunacaktı ancak önce kendisini gençleştirmeliydi. Doktor kısa sürede başardı. Dahi adam yeryüzündeki her ülkeyi gezmiş ve ömrü uzatan temel maddeleri keşfetmişti. Bunlar; Piemonte bölgesinden iç hastalıkları iyileştiren şifalı su, Japonya sahillerinden cildi yenileyen yosun topu, Güney Afrika’dan kalbin işleyişini düzenleyen rooibos denilen kızıl çay, Hindistan’dan hastalıkları önleyen kudret narı, Kanada’dan böbrekleri temizleyen tarla atkuyruğuydu. Ek olarak kendisinin bile adını zaman zaman unuttuğu bi...

Huzurevi Kampüsü-9 Diğer Günler

  DİĞER GÜNLER Son günlerde yaşanan kayıplar Suzan’ı üzmüştü, her ne kadar yeni tanımış olsa da. Amacını hatırlaması gerekiyordu: Huzurevi Kampüsünün tadını çıkarmak! Liza gibi kaygısız olmak ömrünü uzatacaktı. Kitap kulübü toplantısına siyah giyerek gitti, Kara Kitap üzerine konuşacaklardı. Kütüphane bahçesinde oturan kitap kurtları beyaz giymişti. Suzan çirkin ördek yavrusu gibi aralarına katıldı. Orhan “Suzan Hanım ile geçen hafta kütüphanede karşılaştık. Ona bu hafta konuşacağımız Kara Kitap’ı okumasını önerdim.” Suzan ekibin onu hoş geldin diye karşılamasını beklerken beyaz saçlı bir kadın “Suzan Hanım niçin siyah giyindiniz?” diye sordu. Suzan’ın ağzından dökülüverdi “Siz niçin beyaz giyindiniz?” Kadın alaycı güldü “Biz ne giyeceğimizi bir hafta öncesinden konuşuruz, bu hafta beyaz giymeye…” Orhan lafı kadının ağzına tıkamıştı “Önemli değil, Suzan Hanım kitabı okudunuz mu?” Suzan başıyla onayladı. Kadın üstüne gitmeye kararlıydı “Anladınız mı?” Suzan bozuldu “Anlamayacak bi...

Huzurevi Kampüsü-8 Cuma

  CUMA Pamuk sürekli su içiyordu. Suzan erkenden ona taze süt getirmişti. Kapı çaldı, kediyi aceleyle banyoya kapattı. Rosa, Suzan’a dağ gezisine katılıp katılmayacağını sordu. Suzan amatörlerin de yürüyebileceği bir parkur olduğunu öğrenince hazırlanmaya başladı. Telefonlarda güzel görünmek için yapılan filtreler sanki banyodaki aynaya entegre edilmişti. Yüzü bebek gibiydi. Vücuduna baktı, selülitlerini göremedi. Bir haftada sağlıklı beslenip spor yaparak zoru başarmıştı. Suzan kendini oldukça dinç hissediyordu. Saçları için bir kuaföre gidecekti, acaba sarıya boyatsa nasıl olurdu? Koyu kumral çok sıradandı. Belki yeni moda uçlarını sarı yapardı. Bunu da defterine yazmalıydı. Giuseppe Tartini’nin E Minor keman konçertosu dağ yolunda ilerlerken aracın içinde yankılanıyordu. Hiç tatmadığı huzurun neşesiydi bu. Yıllarca dinlediği kalitesiz müzik onu nasıl da bayat ekmeğe çevirmişti. Vücuduyla birlikte ruhu da yenileniyordu. Battal Bey yanına oturmadı, en öndeki tekli koltuğa otur...

Huzurevi Kampüsü-7 Perşembe

  PERŞEMBE Tüm gece kediyle koyun koyuna uyumuştu Suzan. Kahvaltıda özellikle süt isteyecek kalanını Pamuk’a getirecekti. Öğle yemeğindeki balığın yarısı kesin miniğindi. Bir an kediyi yıkamayı düşündü, diliyle kendini temizlemesi daha hijyenikti. Pamuk, Suzan’ı yalnız bırakmıyordu, tuvalette, balkonda, koltukta hatta kıyafetlerinin içine saklanıp oyun oynamak istiyordu. Suzan kapıdan çıkarken Pamuk’a açıklama yaptı “Geleceğim kızım, bekle sana mama getireceğim.” Kahvaltıda Battal Bey tabağını iştahla yiyordu. Suzan bu kez ona takıldı “Maşallah Battal Bey, bize de bırakın.” Battal karşılık verdi “Siz içeriden yiyin.” Ahmet güldü. Suzan terslenmesine bozulmuştu. Battal gönlünü aldı “Karşılıklı takılıyoruz, kızmayın hemen.” Suzan Mithat’ı sordu, Ahmet anlatmaya başladı “Biraz rahatsız üzerinize afiyet, ateşi düşmedi, revirde yatıyor şimdilik.” Suzan geçmiş olsun dileyip kahvaltısına devam etti. Kumru da gelmemişti. Battal “Kumru bizi terk etti!” diye serzenişte bulundu. Suzan gülüm...

Huzurevi Kampüsü-6 Çarşamba

  ÇARŞAMBA Günleri yoğun ve dolu dolu yaşamak. Suzan Hanım evde olsaydı; sabah erken kalkar kahvaltısını yapardı. Çarşıya, pazara gider sütünü, yoğurdunu, etini, fasulyesini alırdı, bazen de ekler pasta, ağzı tatlansın diye. Apolitik gazete okurdu, iç açacak haberler yazmayı bilmezlerdi. Mesela Kuzey Avrupa’daki bir ülkede on binlerce kişinin katıldığı bir konser düzenlenmişse, Asya’da bir ay devam eden bisiklet yarışını bir Afrikalı kazanmışsa, Avustralya’da yeni bir kuş türü bulunmuşsa, Amerika’da obezite oranında müthiş düşüş yaşanmışsa, ülkesinde yapılan bir araştırmada herkesin yüzde yüz mutlu olduğu sonucu çıkmışsa çok heyecanlanacaktı. Ancak kim kimi kesip parçalara ayırdı, bir kuruş için hangi çeteler birbirine girdi, azılı soyguncular kimin akrabası çıktı gibi -çok olageldiği için normalleştirilen ancak son derece anormal olan- haberleri okurdu. Başka seçeneği yoktu. Haber yazmak istese mahallesindeki insanların hayat öykülerinden başlardı. Her insan bir haber değeri taş...

Huzurevi Kampüsü-5 Salı

  SALI Rosa kapıyı tıklattı. İçeriden ses gelmeyince daha sert vurdu. Suzan Hanım koşarak kapıyı açtı “Günaydın Rosa!” Rosa, Suzan Hanımın hasta olduğunu hatırlayınca elleriyle yüzünü kapadı “Özür dilerim, uyandırdım mı, nasıl oldunuz, iyi misiniz?” Suzan Hanım kızın paniklemesine güldü “Daha iyiyim, teşekkürler” dedi. Rosa “Harika, bugün çiftlik günü, bir saate traktör kalkıyor eğer gitmek isterseniz…” Suzan Hanım vücudunu kontrol etti, kendini iyi hissediyordu “Giyinip hemen geliyorum” dedi. Rosa “Peki adınızı listeye ekliyorum, kahvaltı çiftlikte olacak sakın bir şey yemeyin, bu arada çok güzel görünüyorsunuz” dedi ve hızla görev yerine döndü. Suzan Hanım banyoya gitti, yüzü kâğıt gibiydi, kırışıklıkları hastalık şişliğinden mi yoksa kullandığı gece kreminden mi kaybolmuştu anlam veremedi. Yeni halini çok beğendi. Kulakları ağır işitiyordu, yüksek ateş sonrası biraz uğultu kalmıştı, yakında geçecekti. Kahverengi pantolonunu, krem rengi kazağını giydi, başına takacağı kahvereng...