Ana içeriğe atla

Mustang-Deniz Gamze Ergüven


Yukarıdaki kare; 5 kız kardeş olan Sonay, Selma, Ece, Nur ve Lale'nin okul çıkışı arkadaşlarıyla denizde oynadığı sahneden. Bence filmin en iyi, en sinematografik sahnesi. Ancak kardeşlerin yaşamlarını alt üst eden bir an...
Anne ve babaları öldükten sonra babaanneleri tarafından büyütülen ve amcaları tarafından gözetilen! kızlar mahalle baskısı ile karşılaşır. Sırf arkadaşlarıyla denizde oyun oynadılar dile komşu kadın bir dedikodu çıkarır. "Kendilerini erkeklerin omuzunda tatmin ettiler" lafı tüm kasabada yankılanır. Bunu duyan babaanne kızları büyükten başlayarak odaya kapatıp döver. Belki bu dayak sayesinde akılları başlarına gelecektir. Kızları zaman zaman taciz eden amca ise namus bekçiliği yaparak onları bekaret kontrolüne götürür. "Neyse ki kızlar bakiredir" diyerek seyirci bile anlamsız bir derin nefes alır. Çünkü bekaret bir kızın her şeyidir. Onu kaybederse sebebine bakılmaksızın öldürülebilir. Bu topraklarda bu meşrudur.
Aslında Mustang tam da bunu konu alıyor. Tam gençliklerini hatta çocukluklarını yaşayacakları zamanda kendi kanlarından birileri tarafından hayatlarının mahvedilmesi... Sırf kadın oldukları için...
Gezmek, dolaşmak kızlara haram olur ve ev de günden güne hapishaneye döner. Demir kapılar, parmaklıklar ve dışarı çıkma yasağı... Evlenene kadar evde beklemek zorundadırlar. Babaanne komşulardan aldığı yardımlarla kızlara kadınlığı öğretir. Nasıl dolma sarılır, mantı açılır, bunları öğrenirken kızların üstlerinde de yeni dikilmiş ucube elbiseleri vardır.
İnadına isyan derler ve futbol maçına kaçarlar. Belki de birlikte en mutlu oldukları andır. Hepsi deli gibi bağırır, dans ederler. Evde ise maçı izleyecek amca ve arkadaşları kızları ekranda görmesin diye Emine halaları elektriği keser hatta trafoyu patlatır. 
Sonay'a görücü gelir. Onu öven babaanne bir anda planı değiştirip Selma'yı öne çıkarır. Çünkü Sonay bir sevgilisi olduğunu söyler ve onu isteme koşuluyla istemediği adamla evlenmekten kurtulur. Selma ise hiç memnun değildir. Sonay da sevdiği adamla evleneceği için kısmen memnundur. Gerdek gecesi Selma ilişkiye girdikten sonra kanama olmaz ve kapıda çarşaf bekleyen örümcek beyinli aile soluğu hastanede alır. Oradaki doktor Selma'ya biriyle birlikte olup olmadığını sorar. O da "Tüm dünyayla yattım" der kimseyle birlikte olmadığı halde... 
Sıra ortanca kıza gelir. Ece ise durumu daha trajiktir. İstemediği biriyle evlenmeyi beklemek ve amcasının tacizlerinden kurtulmak için intihar eder. Evde kalan diğer kızlar günlerce yemek yiyemez ve matem bitince evlenme sırası Nur'a gelir. Askere gidecek bir adamla sözlenir ve düğün gecesi küçük kız kardeşi Lale'nin kaçma planını kabul eder. Lale maça kaçarken onları kamyonetiyle minibüse yetiştiren çocuğu abi olarak hafızasına yazar ve daha önce de ona araba kullanmasını öğretmiştir. Kendilerini eve kilitleyen kızlar düğün alayı gittikten sonra amcalarının arabasını alıp kaçarlar. Lale'nin kamyonetli abisi de onları yolda bulur ve İstanbul'a giden bir araca bindirir.
Lale, tayini  İstanbul'a çıkan öğretmenini bulur ve ona sımsıkı sarılır. Yine boğazımızda bir yumruk ile filmin jeneriğini görürüz. Aslında her şey bu kadar kolay olmamıştır, olmamalıdır da...
Mustang sadece 5 kız kardeşin hayatının nasıl mahvolduğunu anlatmıyor, bizi bize anlatıyor. Hemen hemen her gün gazetede okuduğumuz, televizyonda gördüğümüz çocuk gelinler, tecavüzler, ensestler, aile için şiddet, zorla evlendirme ve kadın cinayetlerini önümüze seriyor. 
Deniz Gamze Ergüven'in ilk uzun metraj filmi hem Cannes'da büyük ilgi gördü hem de Fransa'nın Oscar adayı oldu. Yolu açık olsun. Umarım ki böyle güzel kız kardeşler birbirinden böyle ayrılmaz.

Detay:
Denize yüzmeye gidiyoruz diyerek yorganların çarşafların arasında oynanan oyun.
Ece'nin amcasına tepki olarak arabada hiç tanımadığı biriyle sevişmesi.
Kızların bir bahçeden elma yerken eli tüfekli adamın onları kovalaması.
Komşu Petek'in dedikodusu üzerine kızların onun üstüne yürümesi.
Kızların evden kaçmak için yastıklara saç dikmesi.
TV'de Bülent Arınç'ın "Kadının İffeti" hakkında mantıksızca konuşması.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allacciate Le Cinture - Kemerlerinizi Bağlayın

Yönetmen Ferzan Özpetek'in son filmi "Kemerlerinizi Bağlayın" dün Türkiye'de vizyona girdi. Bu havada Ferzan filmi iyi gider diyerek arkadaşlarla bilet aldık. Koltuklarımıza kurulduktan sonra yağmurun sesiyle açılış sekansı başladı. Hareketli kamera şiddetle yağan sağnağı adeta bize yaşattı. Otobüs durağına varınca da bir tilt ile filmin başrol oyuncularıyla tanışmış olduk hemde bir ırkçı kavga sebebiyle. Güzel Elena, bir barda garson olarak çalışmaktadır, en yakın arkadaşı ise gay Fabio'dur. Fabio ise Silvia ile oturmaktadır. Akşamları eve gelmemesiyle bir sevgili edindiği anlaşılan Silvia, çareyi arkadaşlarıyla Antonio'yu tanıştırmakta bulur. Tamirci olan kaba davranışlı Antonio, Silvia'nın arkadaşları tarafından sevilmez. "Zıt kutuplar birbirini çeker" Antonio ve Elena birbirine aşık olur. Ancak Elena'nın iki senelik bir ilişkisi vardır ve maalesef! o da Silvia'ya aşıktır.  Bara gelen Antonio bir bardak birayı fondip yaptıkta...

Terminus'da Ne Var? "The Walking Dead"

Kim ölür kim kalır meselesi... İzlemeden okumayalım lüften. 4. Sezon 8. bölümün sonunda herkes hapishaneden dışarı savrulmuştu. Gözü dönmüş vali gidip bir kampı kendine göre düzenlemiş, görünürde bir aile bile kurmuştu. Ancak bu hayat onun için yeterli değildi. Kendi kendine hapishanedekileri (yani Rickleri) düşman edinmişti ve intikam almalıydı. Kamptakileri doldurup hapishaneye sürdü. Ve Hershel'in kafası gövdesinden ayrıldı... Sapkın vali bunu Michonne'nin kılıcıyla yaptı. Sonrasında karşılıklı bir saldırmaca sürdü. Otobüsle hapishaneden ayrılanlar ve bir sağa bir sola savrulanlar oldu. Ne hikmettir ki ilerleyen bölümlerde otobüsün en güvensiz yer olduğu anlaşıldı. 8. bölüm sonrasında "The Walking Dead" fanatikleri merakla bekledi. Kim nereye gitti, nasıl buluşacaklar? Rick ve Carl, Judith'i kaybetti ve bunu uzun bir süre üstlerinden atamadılar. Ağır yaralı olan Rick'i oğlu Carl gözetti. Bu süreçte babasıyla bazen monolog bazen de dial...

The Shape of Water

Su kıyısında bulunan dilsiz bir kız yine suya geri döner... Önce aşkı yaşayacaktır. Elisa çalıştığı yerde farklı bir yaratıkla karşılaşır. Suda ve karada yaşayan fiziği insana benzese de çok uzaklardaki yerlilerin 'tanrı' olarak çağırdığı bu şey yaratıktır. Elisa ona yumurtalar getirerek, işaret dilini öğretmeye çalışır. Güvenlik görevlisi Richard bu konuda çok acımasızdır, onun deneylerde kullanılmasını hatta parçalara ayrılmasını ister. Her ne kadar 60'lı yılların iyi Amerikan aile babası gibi görünse de asıl onun içinde bir yaratık yaşamaktadır.  Elisa yakın arkadaşı reklamcı Giles de işten atılmış ancak geri kabul edilmek için uğraşmaktadır. Siyahi iş arkadaşı Zelda da Elisa'ya sorun çıkarmaması için uyarılarda bulunmaktadır. Kalbi aşkla çarpan genç kadın, yaratığın öldürülecek olmasını kabul edemez. Çünkü onunla bir bağ kurmuştur. İş başa düşer, korksa da onu kaçırmaya karar verir. İşin içine etrafındakileri de sokar. Hatta kaçırma harekatına aslen Rus aja...