Ana içeriğe atla

Kayıtlar

International Changing Perspectives Short Film Festival- Salt Galata- 2

Muhteşem kısalar için bir hafta sonra tekrar Salt Galata'dayım. Çünkü bu kadar güzel kısa filmler bir arada bulmak zor. Genelde kısa film festivallerinde bir seansta 8 film varsa bunlardan 3 tanesi izlenebilecek kadar iyi olur gerisi araya serpiştirmedir. Ancak bu kez daha kaliteli filmler izleme fırsatı bulunca kaçırmak istemedim.  "The Bill" filmi 2016 Argentina yapımı. Yönetmen Luciano Nacci, sağır olmak üzere olan bir adamın hazırlık sürecini anlatıyor. İnsan her ne kadar duyma kaybını kabullenebilir ki? Yine de yeni yaşama adapte olmak yeni arkadaşlarla daha kolaydır. "Bread Of Life" bir rahibin her türlü sorunu sevgi ile çözebileceğine inandığını anlatıyor. Sergio Garcia Locatelli'nin 7 dakikalık filmi bizi farklı bir bakış açısıyla tanıştırıyor. Umbrella bölümünde gösteriliyor:)) LGBT'lilere duyurulur! "Minus One"11 dakikalık Ermenistan yapımı filmin yönetmeni Mary Grigoryan. Areg ismindeki bir gencin duyma problemini ve onun b...

International Changing Perspectives Short Film Festival-Salt Galata

10 Mart Cuma günü koşarak Salt Galata'nın yolunu tuttum. Kısa film festivali denilince akan sular durur! Bu seçkinin daha kaliteli ve izlenebilir olacağı düşüncesine kapıldım. Haksız da çıkmadım. Sensational Beats/Ritmik kategorisindeki filmlere yetiştim. Nata Metlukh'un yönetmenliğini yaptığı "Fears" isimli animasyon film 2 dakika. İnsanların korkularını ve onların peşinde nasıl gezdiklerini ve nelere yol açtıklarını güzel bir dille anlatıyor. Brezilya yapımı "Life As A Rhizome" filminin yönetmeni Lisi Kieling. Klaus Volkmann isimli bir müzisyenin sade yaşamını ve aktivist duruşunu anlatıyor. Su gibi akıp giden film alkışı hak ediyor. "Tomato Fields Forever" İspanya yapımı ve 5 dakika. Biraz hızlı aktığı için yorum yapmadan önce tekrar izlemeyi tercih ederim:)) "Venus Man Trap" Kadına şiddet kavramını sorguluyor. İzleyenlere güzel fikirler veren bir kısa... "Vicious Cycle" dünyadaki iş gücünün makinalaşmasını güzel...

High Strung

Ruby NYC'deki meşhur dans okulunda okumaya hak kazanır. Eşyalarını alıp şehre gelir ve heyecanla okula adapte olmaya çalışır. Dersler onu zorlasa da Ruby pes etmemeye kararlıdır. Hatta kendini aşka ve gece hayatına kaptıran oda arkadaşını bile doğru yola sokar. Johnnie vizesi dolmak üzere olan bir İngilizdir, Amerika'da kalmak için vizeye ihtiyacı vardır bir avukata sürekli para öder. Maalesef adam dolandırıcıdır ve Johnnie para kazanmak için metroda keman çalmaya devam eder. Bir gün müthiş bir dans gösterisinin ardından dede yadigarı kemanı çalınır. Ruby de oradadır ve aşkları başlar. Ruby onun yaralarına merhem olmaya kararlıdır. Johnnie de üst katında yaşayan bir dans grubu ile işbirliği yapıp güzel bir şansı yakalamak üzeredir. Konusu itibariyle güzel ancak işleyişte bir takım sıkıntılar mevcut:)) Dans-NY-müzik ve gençlik çok daha iyi birleştirilebilir idi. İzlerken yormayan sonraki sahnede ne olacağı belli olan bir film. Film bittikten sonra izleyicide hiçbir his...

Arrival

Gizemli uzay gemileri dünyanın dört bir yanına inmişlerdir. Her ne kadar yere temas etmeseler de ülkeler 'uzaylılar bizi öldürecek' korkusuna kapılmıştır. Halk sokaklara çıkmış yağmaya başlamıştır. İş Amerika ise zaten uzaylılarla ya anlaşacak ya da onları yok edecektir. Polisiyle askeriyle her türlü önlem alınır. Uzaylıların çıkardığı sesleri çözmek için dil bilimci profesör Louis'e görev düşer. Önce onlara alfabeyi öğretmeye, ne konuştuklarını anlamaya çalışır. Günler alan bu süreç önce pek başarıya ulaşmasa da Louis gelecekte ne olacağını görür. Ya da geçmişte... Konu sıkıntısı çeken sinemada ilgi çeken konuları nasıl bir araya toplarız diye oturup düşünen ekip Arrival filmini ortaya çıkarmış. Yani ne demişler "Konu önemli değil, onu nasıl işlediğin önemli". Kafanız dağılsın istiyorsanız iyi seyirler.) Ama abartılacak bir şey de pek yok.

Juste La Fin Du Monde

Louis 12 sene önce ayrıldığı evine geri döner. Annesi, kız kardeşi, abisi ve yengesi ile yeniden tanışıyormuş gibi sohbete koyulur. Annesi panikle yemek masasını kurmaktadır. Yengesi de oğluna onun adı olan Louis'i verdiğini anlatır. Kız kardeşi ise abisiz bir hayatla nasıl başa çıktığını anlatır.  Louis onları pek sık arayıp sormasa da her özel günde kart göndermiştir. Kız kardeşi onun yokluğunda bir nevi evin erkeği de olmuştur. Annesiyle ilgilendiği için kırsaldan kopamamıştır. Abisi ise hala kardeşine karşı agresiftir.  Yazar olan ve şehirde yaşayan çocuk, ailenin gurur kaynağıdır. Dergilerde çıkan yazıları evin duvarlarını süsler ve 'ulaşılamaz' dahi konumuna yükselir. Kardeşler bazen ona özenir bazen de ona kızarlar. Neden bırakıp gitmiştir? Aslında bu soru izleyici için sorulurken aile ise Louis'in neden geri geldiğini sormalıdır. Ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır, onlara durumu açıklamak ve veda etmek için gelmiştir.  Ne yazık ki işler planladığı gib...

Maigret Sets a Trap

Georges Simenon'ın aynı adlı romanı Stewart Harcourt tarafından senaryo haline getirilmiş. Yönetmenliğini Ashley Pearce'ın yaptığı filmin başrolünde ise Mr. Bean'dan tanıdığımız Rowan Atkinson var.  1955 yıllarında Montmartre civarında kadın cinayetleri baş gösterir. Bu işi çözmek ise dedektif şefi Maigret'e düşer. Katili yakalamakta zorlanan adam onu ele verecek ortak özellikleri aramaya başlar. Vakit kazanmak için bir adamı gözaltına alır. Basın katilin yakalandığı haberini verecektir ki gerçek katil ortaya çıksın. Bu tez ertesi gün işlenen bir cinayetle çürür.  Maigret ise fikrini aldığı bir doktordan yola çıkarak seri katile tuzak kurar. Her köşe başında bir sivil polis ve katile yem olarak bir kadın konuşlandırılır. Bu taktik işe yarar. Polis memuru bir kadın saldırıya uğrar. Yakın dövüş tekniği sayesinde hayatı kurtulur. Hatta katilin ceketinin düğmesini de delil olarak sunar. Maigret ise işi sonuçlandıramadığı için görevden alınmak üzeredir. Zamanla yar...

The Neon Demon

16 yaşındaki Jesse ailesini kaybettikten sonra Georgia'dan Los Angeles'a gelir. Yol kenarındaki bir motelde kalır. Tek umudu ise güzelliğini kullanabileceği bir işe sahip olmaktır. Bu da modelliktir. Jesse ilk fotoğraf çekimini yaparken bir makyözle tanışır. Ona cinsel anlamda yaklaşmaya çalışan Ruby ile çıkışta bir partiye giderler. Sarah ve Gigi ise orada tanıştığı manken kızlardır. Jesse kendi güzelliğine güvenir ve bu etrafındakileri çileden çıkarır. The Neon Demon psikolojik gerilim türünde olduğu için yukarıda anlatılan gibi işlenmeyen bir film. Yani görmek lazım. Işık ve renk kullanımı, donuk oyunculuklar filme ayrı bir hava katıyor. Özellikle partideki gösteri sahnesi çok etkileyici. Jesse'nin ilk defilesinde aynadaki duygu değişimi, arada görülen hayal-gerçek imgeler de cabası. Özünde güzel bir kızın modellik gibi bir dünyada ayakta kalma çabası anlatılıyor. Ama nasıl? Farklı bir dille ve türle. İyi seyirler:))