Ana içeriğe atla

Sakız Adası-Chios



Bu sene bayram tatilinde aslında Kuşadası'nda olmak niyetindeydik ancak 8 gün aynı yerde kalmak için uzun bir süre. Maximum 4 gün 1 şehir. Yunan Adaları da en fazla 3 gün. Zaten küçükler. Geçen sene Samos macerasından sonra biraz çekiniktim. Çünkü Samos çok sıcaktı. Özellikle Türkiye'ye bakan tarafı. Kokkari kıyısı rüzgarlıydı. Oradaki yemekleri tadamadan ve çıplaklar kampını göremeden gelmiştik:()
Sakız'a varmak biraz zordu. Küçük feribot baya sallandı. Bir ara son anlarımı yaşıyor sandım. Hatta ilk feribottan inenlere bakıp "Bunların suratı niye asık? Tatilleri kötü mü geçti acaba?" demiştim. Bu
saptamam dönüşte kendim için de geçerli oldu. 3 arabanın olduğu feribotta bir denizin dibini bir de gökyüzünü görerek geldik. Bizden 1 gün önce 1200 Türk vatandaşı Sakız Adası'nın gümrüğünde saatlerce beklemişler. Çünkü sistem bozulmuş. Neyse ki biz şanslıydık.
Adaya akşam saatlerinde vardık. Ve hemen bir motosiklet kiraladık. 24 Euro iki günlük fiyattı ve sadece 10 Euroluk mazot aldık. Yoksa sokaklar arabalar için çok dar. Hem motosiklet efil efil esiyor. Akşam Chios merkezde ne yesek diye aranırken To Kentriko'yu bulduk. Deniz ürünleri siparişi verdik. Midye özel sosuyla geldi ve parmaklarımızı yedik. Izgara sardalye da vardı. Üstüne doymayınca karidesli arpacık pilavı söyledik. Onların ikramı da sakız şurubuydu.)) Kalabalık olduğu için yemekler geç geldi ama değerdi. 
Ertesi gün kahvaltımızı nerede yapacağımızı bilmiyorduk. Armolia'ya doğru yola çıktık. Seramikleriyle ünlü bu küçük köyde bir pastane bulduk ve hemen reçelli ve çikolatalı paskalyalarımızı kahve ile yedik.




Enerji depoladıktan sonra kendimizi Pyrgi'ye attık. Adanın en güzel yeri bence burası. Bizdeki Birgi'yi bana anımsattı. Evlerinin cephesindeki desenler görülmeye değer. Sokaklar bir dolup bir boşalıyor. Türk turistlerin uğrak mekanı... Sokakta bir amca bize "Türkiye'den misiniz?" diye sordu. "Evet" dedik, çok mutlu oldu. Evlerin sokak kapıları bir harika hatta anahtarlar üzerinde. Çocukluğum aklıma geldi... Biz de yaşadığımız evlerin kapısına perde gererdik. Kapı önünde akşamları oturur sohbet ederdik. Pyrgi de bu yaşantı hala var.



Sıcakta sokakları dolaştıktan sonra minik kilise Holy Apostles'e girdik. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu mekanda gerçekten daha önce görmediğim fresklere rastladım. Duvardaki resimler diğer kiliselerde olanlardan çok farklı. İlk defa kilisede bu kadar mutlu oldum:)) Bizden sonra bir grup Türk sıra oluşturdu Notre Dame girişi gibi oldu. Pyrgi meydanı pek esmiyordu bir yerel bira içtikten sonra rotamızı Mesta'ya çevirdik.
Mesta da dar sokaklara sahip bir köy. Şehrin kapıları var eskiden düşman (korsan saldırıları deniliyor, sakızları almak için gelenler) içeri girmesin diye bu şekilde korunmuşlar. Orada da Türkler sakız dondurmasına sarmıştı. En azından tazeydi çünkü Pyrgi'de yedikleri Golf ve Algida gibiydi. Biz orada yemek yiyecek güzel ve ucuz bir mekan bulduk. Hemen dürümlerimizi yedik. 


Mesta'da bazı evlerin pencerelerinde erkek ayakkabıları gördüm. Pek kullanılmıyor gibiydiler. Biz de ölenlerin ayakkabısı kapı önüne koyulur. Orada da acaba evdeki ölen kişinin ayakkabısı pencerede mi duruyor diye düşündüm ama soracak kimse bulamadım.
Sokaklarda her şey Türkçe yazıyor. Yani dil bilmeyen de aç kalmaz. Dönüş yolunda sabahki pastaneye uğradık ve sakızlı dondurma ile sakızlı pasta yedik. Üstünde Mastik yazıyordu:)) Acaip güzeldi. Komi ve Karfas'ın plajlarını beğenmedik. Çünkü tektonik taşların olduğu sahil hem temiz ve su buz gibiydi. Tavsiye edilir. Bir de Vrontados'u geçince tenha taşlık bir plaj var. Sadece Yunanlılar geliyor orası da temiz ve çok rüzgarlı.
Otelimiz ise Mavrokordatiko idi. En güzel odasını bize vermişlerdi. Otel Kambos bölgesinde ve çok güzel konaklar var çevresinde... İkinci gün otelde davul workshopu vardı Brezilyalılar 2 gece sonraki gösteriye hazırlanıyorlardı. 2 saat onları dinledik ve hiç sıkılmadık. Sakız Adası tekrar gidilebilecek bir yer. Oteldeki hamakta yatıp saatlerce kitap okunabilir... İyi gezmeler:))





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Allacciate Le Cinture - Kemerlerinizi Bağlayın

Yönetmen Ferzan Özpetek'in son filmi "Kemerlerinizi Bağlayın" dün Türkiye'de vizyona girdi. Bu havada Ferzan filmi iyi gider diyerek arkadaşlarla bilet aldık. Koltuklarımıza kurulduktan sonra yağmurun sesiyle açılış sekansı başladı. Hareketli kamera şiddetle yağan sağnağı adeta bize yaşattı. Otobüs durağına varınca da bir tilt ile filmin başrol oyuncularıyla tanışmış olduk hemde bir ırkçı kavga sebebiyle. Güzel Elena, bir barda garson olarak çalışmaktadır, en yakın arkadaşı ise gay Fabio'dur. Fabio ise Silvia ile oturmaktadır. Akşamları eve gelmemesiyle bir sevgili edindiği anlaşılan Silvia, çareyi arkadaşlarıyla Antonio'yu tanıştırmakta bulur. Tamirci olan kaba davranışlı Antonio, Silvia'nın arkadaşları tarafından sevilmez. "Zıt kutuplar birbirini çeker" Antonio ve Elena birbirine aşık olur. Ancak Elena'nın iki senelik bir ilişkisi vardır ve maalesef! o da Silvia'ya aşıktır.  Bara gelen Antonio bir bardak birayı fondip yaptıkta...

Terminus'da Ne Var? "The Walking Dead"

Kim ölür kim kalır meselesi... İzlemeden okumayalım lüften. 4. Sezon 8. bölümün sonunda herkes hapishaneden dışarı savrulmuştu. Gözü dönmüş vali gidip bir kampı kendine göre düzenlemiş, görünürde bir aile bile kurmuştu. Ancak bu hayat onun için yeterli değildi. Kendi kendine hapishanedekileri (yani Rickleri) düşman edinmişti ve intikam almalıydı. Kamptakileri doldurup hapishaneye sürdü. Ve Hershel'in kafası gövdesinden ayrıldı... Sapkın vali bunu Michonne'nin kılıcıyla yaptı. Sonrasında karşılıklı bir saldırmaca sürdü. Otobüsle hapishaneden ayrılanlar ve bir sağa bir sola savrulanlar oldu. Ne hikmettir ki ilerleyen bölümlerde otobüsün en güvensiz yer olduğu anlaşıldı. 8. bölüm sonrasında "The Walking Dead" fanatikleri merakla bekledi. Kim nereye gitti, nasıl buluşacaklar? Rick ve Carl, Judith'i kaybetti ve bunu uzun bir süre üstlerinden atamadılar. Ağır yaralı olan Rick'i oğlu Carl gözetti. Bu süreçte babasıyla bazen monolog bazen de dial...

Gece Sahilde Tek Başına

Young Hee, Güney Kore'de ünlü bir aktristir. Yönetmenle yaşadığı bir ilişki sonucunda kalbi çok kırılır. Çünkü adam evlidir. Hamburg'a giden Young Hee, bir arkadaşının evinde kalır. Hem kalbinden aşkın izlerini silmeye çalışır hem de adamın gelip onu almasını bekler. Farklı bir ülkede her gün parkta yürüyüş yapar, yeni insanlarla tanışır ve biraz daha rahat davranmaya çalışır. Her ne kadar arkadaşı onun bir yemekte alkol alıp gevşemesinden hoşlanmasa da Young Hee o an canı ne isterse onu yapmaya kararlıdır. Ülkesine geri döndüğünde eski arkadaşlarını bulur ve onların değişimini gözlemler. Hala bekar olan erkekleri acımasızca eleştirir. Eski aşkının ne yaptığını merak etse de çok peşinde düşmez. Eninde sonunda hesaplaşacak kadar içinde biriktirdikleri vardır. Young Hee sadece sevilmek istediğini anlamıştır. O yüzden çevresindekilerle bu konuda rahatça tartışır. Arkadaşların onun zor zamanlarına destek olmak için seslerini çıkarmazlar. Young Hee sahilde uyuduğu bir gün es...