Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Phantom Thread

Paul Thomas Anderson'ın yazıp yönettiği Phantom Thread 1950'lerde Londra'da geçiyor. Başrollerinde Daniel Day-Lewis, Vicky Krieps ve Lesley Manville var.  Woodcock bekar bir modacıdır. Zengin ve elit kadınlara güzel tasarım elbiseler diker. Arada ilham perilerini evinde misafir eder. Ancak hepsinin bir sınırı vardır. Eğer Woodcock'u rahatsız edecek bir şey yaparlarsa hemen ablası tarafından evden gönderilirler. Bir gün kafasını dinlemek için kırsala giden adam Alma ile tanışır. Biraz sakar ve kaba olan Alma ona aşık olur. İlk gece üzerine elbiseler deneyip ideal ölçülerde olduğunu öğrenir. Ona göre Woodcock ideal değildir ancak o aşkı için çaba göstermeye kararlıdır. Yaratıcı olan Woodcock korunmak için etrafına duvarlar örmüştür. Kimseye kalbini açmaz kimseyle yakınlaşmaz. Arada hep mesafe tutması Alma'nın hoşuna gitmez ve onun zayıf olduğu anı kollar. Hastayken yardıma muhtaç bir bebek gibi olan adamı arada küçük hamlelerle hasta yapar ki ondan kopamasın. ...

Altered Carbon

Richard K. Morgan'ın romanından uyarlanan dizi 10 bölüm olarak hayatımıza girdi. Yeni ne izleriz? diye düşünmüyordum ancak Blade Runner'dan sonra aynı çizgideki bilimkurgu beni çok sardı. Heyecanlı, mantıklı ve içinde aradığım her öğeyi barındırıyor. Görüntüler bir o kadar büyüleyici. Takeshi Kovacs bir başkasının bedeninde yıllar sonra hayata geri döndürülmüştür. Elçi olan Kovacs, zengin bir adamın intiharını araştırılmak üzere tutulur. Karşılığında yüklü bir para ve özgürlüğünü alacaktır. Kovacs kaldığı yapay zeka otelinde kendine yeni arkadaşlar edinir, peşine düştüğü kişilerin yaşadığı travmaları atlatmalarına yardım eder. Kısaca iyi insan kalbi taşıyanlarla yolu kesişir, dedektif Ortega gibi.  Ortega'nın sevgilisi bir olayı araştırırken üzerine iftira atılınca ortadan kaldırılır. İşin iç yüzünü ortaya çıkarmaya çalışan kız sevgilisinin bedenindeki Kovacs ile karşılaşır ve ister istemez ona aşık olur. İkisi de kader birliği yaparlar. Güç birliği ise zamanla geli...

Summer 1993-Estiu 1993- Verano 1993

Frida annesinin ölümünden sonra dayısı ve yengesiyle yaşamaya başlar. Annesinin vasiyetini yerine getiren aile, Frida'nın alışma sürecinin zorlu geçeceğinin farkındadır. Şehirden kırsala taşınan Frida küçük kuzeni ile oyunlar oynayarak vakit geçirir. Sık sık annesini hatırlar ve normal hayata adapte olmakta zorlanır. Yeni arkadaşlar edinse de onlarla oynayamaz çünkü annesinin tehlikeli hastalığının ona geçmiş olma riski vardır.  Küçük kız geceleri Meryem Ana heykeline annesi için hediyeler koyar, onun geri geleceğini düşünmese de telefonla eski evlerini arar. Dedesi ve anneannesinden ayrılmak istemez, zamanı geri getirmek için umutla bekler. Her çocuğun yaptığı küçük yaramazlıkları, hataları yapar. Aile kimi zaman hoş görse de kimi zaman ona izin vermez. Aslında kendi çocuklarından da ayırt etmemeye çalışırlar.  Anne ve babasız kalan Frida burnumuzun direğini sızlatsa da duygu sömürüsüyle izleyiciyi göz yaşlarına boğmuyor. Gayet doğal, samimi bir film izlemek isteyenle...

The Florida Project

2015 senesinde izlediğimiz "Tangerine"nin yönetmeni Sean Baker idi. Film IPhone ile çekildiği için çok hakkında konuşturmuştu. Yönetmenin son filmi "The Florida Project" de baya ses getirdi. Çocuklara odaklanan film, Florida çevresinde bir motelde kalan anne kızın öyküsü. Daha doğrusu  küçük Moonee ve arkadaşlarının bir yazını anlatıyor. Okul olmadığı için evde takılan çocuklara bakan Halley bazı zamanlar para kazanmak için istemediği işler yapmaktadır. Aradığı tam zamanlı bir iş olsa da asi tavrı yüzünden çevrede pek hoş karşılanmaz.  Kızı Moonee de onun gibidir, tek artısı sevimli olmasıdır. Arkadaşlarıyla bir sağa bir sola koşar oynar, dondurma yer parası yetmediğinde başkalarından ister, bazen de boyundan büyük yaramazlıklar yapar. Bu sebeple arkadaşının birini kaybetse de diğeriyle yeni maceralara yelken açmaya hazırdır. Hiçbir şey olmasa da elindekiyle mutlu olmayı öğrenmektedir. Motel yöneticisi Bobby, onları elinden geldiğince korur, tabi Halley kira...

Blade Runner 2049

Keskin nişancı olan K, Los Angeles polisi olarak çalışır. Ona verilen görevi gözünü kırpmadan birilerini öldürmektir. Bir gün gittiği çiftlikte normale yakın bir yaşam görür, serada solucan besleyen, ocakta yemek yapan bir adamı öldürmesi gerekmektedir. Çünkü onun gördükleri 2049'da kurulan dünyayı tehlikeye atabilir. Yani insanın doğumunu gören adam robotların geleceği için pek sağlıklı olmamaktadır. Ölürken hiç mucizeye tanık olmadığını söyler. K da bu duruma içlenir ancak görev önce gelmektedir.  Çiftçinin bahçesindeki ölmüş ağacın altında bir sandık bulunur ve içinden bir kadına ait olan kemikler çıkar. Kadının doğum yapmış olduğunu anlayan K çocuğu aramaya koyulur. Onu da yok edip dünyayı sonsuz huzura kavuşturacaktır. Arama sürecinde farklı durumlarla karşılaşan polis bakalım sonuca varabilecek midir? Görsel açıdan kaliteli, konu açısından ideal bir drama-bilim kurgu, iyi seyirler:))

On Body and Soul

Maria bir kesimhaneye kontrolör olarak atanır. Orada orta yaşlı, kısmen engelli olan Endre ile tanışır. Endre kızı çok beğense de ona yaklaşamaz, zaten Maria da son derece asosyaldir. İkisinin ortak bir yönü vardır. Hiç bilmeseler de rüyalarda geyik olarak buluşmaktadırlar. Bir gün kesimhanede çiftleşme ilacı çalınınca psikolog tarama yapar. Bunun sonucu ortaya çıkan rüya mevzusu ilginç bir hal alır. İkisi her gece gördükleri rüyaları birbirlerine anlatırlar.  Zamanla birbirine yaklaşırlar. Birlikte uyumayı bile denerler... Maria yavaş yavaş sevmeyi, dokunmayı öğrenir. Endre ise yeniden bir ilişkiye başlamayı. Hiç aşık olmayan kız, aşk şarkıları dinlemeye başlar. Tam harekete geçeceği sırada Endre geri adım atar. Onun durumuna anlam verememiştir. Çok üzülen kız hayatına son vermeyi düşünür ta ki telefonu çalana kadar. Ildiko Enyedi'nin hem yazıp hem yönettiği film Macaristan yapımı, üstelik Oscar'ın yabancı film dalında adayı. İyi seyirler:)

The Disaster Artist

Greg gittiği tiyatro kursunda kendine has üslubu olan Tommy ile tanışır. Cesurca doğaçlama yapan Tommy Greg'i etkilemeye başarmıştır. Onun sınır tanımayan hali sayesinde Greg, özgüven kazanmaya başlar. Bu pek Tommy'nin umurunda değildir, yeni arkadaşı Greg'in tek hayali olan oyunculuğu gerçekleştirmek üzere ona öneride bulunur. Hollywood'a gidip şanslarını orada deneyeceklerdir. Greg henüz 18 yaşındadır, kendinden büyük biriyle oraya gitmekten çekinir. Tommy onu ikna eder, orada evi vardır amaçlarına ulaşmak için hemen harekete geçmeleri gerekmektedir. Evin en güzel yerini Greg'e verir, ajanslara vermek için fotoğraf çektirirler. Yakışıklılığı sayesinde Greg hemen bir ajansa kaydolur, hiç iş gelmez. Canı sıkılmaya başlarken karşısına güzel bir kız çıkar. Yavaştan kendi hayatını kuran genç adam bir bakıma sponsoru olan Tommy'nin canını sıkar. İkisi tekrar yakın olmak için kendi filmlerini çekmeye soyunurlar. Tommy senaryo yazmayı öğrenir ve "The Room...